Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
admin

Yeniçeri Ocağı Nedir


Resim Ekle Dosya Ekle Video Ekle Soru Sor Bilgi Ekle

Yeniçeri, (Osmanlı Türkçesi: يڭيچرى, Yeni asker) Osmanlı Devleti’nde askerî bir sınıftı. Kuruluşunu Orhan Gazi veya I. Murad dönemlerine dayandıran farklı görüşler bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarının genişlemesi ile, Hıristiyan çocukların 8-18 yaşlarında alınarak yetiştirilmesi (devşirme) ile oluşturulmaya başlanan Yeniçeri Ocağı, Padişah’a bağlı Kapıkulu Ocakları’nın piyade kısmının büyük kısmını oluşturmaktaydı. Kapıkulu ocaklarının en itibarlısı olan Yeniçeri Ocağı savaşlarda padişahın bulunduğu merkez kolunda bulunur, savaş esnasında padişah onların arkasında ve ortasında at üzerinde dururdu. Sefere gidişlerde ve konaklarda yeniçeriler padişahın etrafında bulunup onu muhafaza ederlerdi. Yeniçeriler barış zamanında İstanbul’u korurlardı. Ayrıca devletin farklı bölgelerinde konumlanmış yeniçeri birlikleri de vardı.

Yeniçeri Ocağının Kuruluşu

En salahiyetli bilginlerimiz Yeniçeri Ocağının kuruluşunu, Osmanlı Devleti nin ilk elli yılı içinde Rumeli’nde süratle gelişen fütuhatın doğurduğu zaruret olarak gösterirler.
 
Yeniçeri Ocağı I. Murat zamanında Anadolu Selçukluları’ndaki hassa ordusu örnek alınarak kurulmuştu. Çandarlı Halil Paşa’nın teklifi ve Molla Rüstem’in yardımıyla teşkil edilen bu ordunun asker kaynağı Hristiyan asıllı esirlerdi. Acemi ocağı yeniçeri ocağına asker yetiştirmek için kurulmuştu. İlk kurulduğu sıralarda yeniçeri ordusu bin kişilik bir kuvvetti ve zamanla sayıları arttı.
 
Savaşlarda alınan esirlerle ilgili pençik kanunu denilen bir kanun tanzim edildi. Pençik kanununa göre; her esir yüzyirmibeş akçe hesap edilecek ve yüzyirmibeş akçenin beşte biri, yirmibeş akçe orduya ödenecekti. Yada beş esirde bir esirin, asker edilmesi gerekecekti. Seferlerde ve akınlarda çok sayıda esir alındığından pençik oğlanları acemi ocağı için önemli bir kaynak teşkil ediyordu.
 
Devşirme usulünün Yıldırım Beyazıt zamanında ihdas edildiği iddia edilmektedir. Osmanlı Devleti devşirme usulünü sistemli hale getirip geniş çapta uygulamışlardır. Askere alınacak çocuklar, Osmanlı uyruğunda olan Hristiyan halktan alınacaktı. Çocuklar arasından 14-22 yaş arasındakiler tercih edilecekti. Evli ve ailenin tek erkek çocuğu alınmazdı. Kanun gereğince asil ailelerin çocukları tercih edilirdi. Bu çocuklar Türk ailelerin yanlarına verilerek İslamiyeti, Türkçe’yi, Türk örf ve adetlerini öğrendikten ve sünnet edildikten sonra acemi ocağına alınırdı. Burada belli bir süre eğitim gördükten sonra yeniçeri ocağına kayıt olurlardı. Bu devşirmelerin evlenmeleri ve askerlik sanatından başka bir işle meşgul olmaları yasaktı.
 
Devşirmeler son olarak yapılan elemeden sonra zeka testine tabi tutulurlar ve nitelikleri yüksek olanlar, saray ve saltanat hizmetine alınır; bir kısmı da yeniçeri ocaklarına asker olarak alınırdı.
 
Kapıkulu ordusunun en kalabalık grubunu oluşturan yeniçeriler, padişahın merkezi otoritesinin temelini teşkil etmişlerdir. Yeniçeri sayesinde padişah, uç beylerinin nüfuz ve otoritesini dengelemiştir. Ayrıca Avrupa’nın ilk daimi ordusu da yeniçerilerdir.
 
Yeniçeriler asıl olarak fetih yada "cihat" amacıyla değil, bir iç iktidar gücü olarak tasarlanmıştır. Osmanlı ordusunun seferlerdeki toplam asker sayısı içinde yeniçeriler hemen her zaman bir azınlık oluşturmuşlar, savaşlarda ise ordu çok baskı altında kalmadıkça cepheye sürülmemişler yada düşman öldürücü son bir darbeyle düşecek duruma geldiği zaman sürülmüşlerdir. Öte yandan içerideki ayaklanmaların bastırılmasında yeniçeriler hep asıl rolü oynamışlar ve devlet bu durumlarda onlardan başkasına nadiren güvenmiştir.
 

Yeniçeri Kıyafet ve Silahları

Yeniçeri ocağının komutanına Yeniçeri Ağası denirdi. Yeniçeri taburlarına orta denirdi. Yılda bir elbise ve üç ayda bir yevmiye hesabı üzerinden ulufe denen maaş alan yeniçeriler, kapıkulu ordusunun en itibarlı birlikleri arasında idi. Padişahın kendiside bir numaralı yeniçeri idi. Kendilerini Ali Osman tahtında oturan padişahın kulları bildiler ve kulluk ile övündüler.
 
16.asır ortalarına kadar geçici hadiseler istisnai olmak üzere yeniçeriler arasına I. Murat zamanında konmuş olan itaat-ı mutlaka usulü sayesinde disiplin bozulmamıştı. Ayrıca Kanuni’ye kadar padişahların ordularının başında bulunmaları ve en ufak yolsuzluklarına bile göz yummamaları yeniçeri ocağını devrin en modern, düzenli ordusu olarak gösteriyordu.
 
İstanbul’daki isyanların tamamı kapıkulu ordusu tarafından çıkarılmıştır. Bu isyanların sebebi devlet adamları arasındaki iktidar mücadeleleri ile ekonomik ve mali sebeplerden kaynaklanıyordu. Yeniçerilerin ilk isyanları Fatih zamanına kadar uzanır. Bu isyanın sebebi padişah ile veziriazam arasındaki mücadelesiydi. Fakat genç padişah, bu isyanı bastırdığı gibi, Çandarlı Halil Paşayı bertaraf ettikten sonra kapıkulu ordusunu devleti genişletmek ve merkezileştirmek için müessir bir şekilde kullandı. 15 ve 16.yüzyılda umumiyetle dirayetli padişahlar iş başına geldikleri için yeniçeriler isyan edememişlerdir.

Yeniçeri Ocağının Bozulması

Yeniçeri ocağının çözülmeye başlaması ise III. Murat döneminde başlar. Bu dönemde yeniçeriler arasında evlilerin sayısının arttığı, kışlalarında yatmak yerine evlerinde yattıkları ve askerlik dışı işlerle (ticaret ve esnaflık gibi) uğraştıkları görülmektedir. III. Murat zamanında, akçanın değerinin düşürülmesi üzerine, düşük ayarlı akça ile ulufe almak istemeyen kapıkulu askerleri isyan ettiler ve defterdar ile veziriazamın kellesini istediler. Ayaklanmayı bastırmak için istekleri yerine getirildi. Bundan sonra yeniçeriler, 17.yüzyıl boyunca veziriazamlığa ve hatta padişahlığa istediklerini getirmeye başladılar. Saraydaki çeşitli gruplar arasındaki iktidar mücadelesine alet oldular. Ayrıca III. Murat ocak kanununa zıt olarak dışarıdan bir takım sanatkarlarında yeniçerilerin arasına girmesine izin verdi. Böylece yeniçeri ocağının çevresi türlü sanat erbabının dükkanları ile doldu. Bu dönemde ocağa para ile yabancılarda girmeye başlamışlardı. Ocağa girebilmek için belirli bir süreyi geçirmeden alınan bu yabancılar, ocaktaki askerleri yavaş yavaş kendilerine uydurup, serkeşliğe sevk ediyorlardı. Herhangi bir sebeple ocaktan çıkarılanlarında sonradan ocağa alınmaları da yeniçerilerin kanunlarına vurulmuş olan önemli bir darbeydi. Kanuni’den sonra padişahların istirahatı sefer zorluğuna tercih etmeleri başkumandanlarını başlarında görmeyen askere ağır geliyordu. Padişahı zorla sefere götüren yeniçeriler ise eski disiplinli yeniçeri ordusu değildi.
 
Yeniçerilerin çıkardıkları isyanların en korkuncu II. Osman zamanında çıkmıştır. Genç Osman yeniçerilerin Lehistan seferindeki gayretsizliği üzerine Yeniçeri ocağını kaldırarak düzenli bir ordu kurmak ve devlete çeki düzen vermek niyetindeydi. Fakat fikirlerinin duyulması üzerine yeniçeriler isyan ettiler ve bu isyan Genç Osman’ın ölümüyle sonuçlandı. IV. Murat ve IV. Mehmet zamanında da yeniçerilerin isyanlarına tanık olmaktayız.
 
I. Mahmut zamanında esame denilen maaş kağıtlarının alınıp satılmasına izin verilmesiyle yanlış bir dönem başlamış oldu. Bu durum esnafın açıkgöz ve hali vakti yerinde olanlarının işine yaradı ve esame maaş olmaktan çıktı. Yeniçerilik ise artık askerlik değil; ulufe sahipliği demekti ve yeniçerilik yoksul halk tabakasının bir geçim kaynağı idi.
 
Yeniçeri ocağına mensup askerlerin bir çoğunun sefere gitmeyip kadıasker, vezir ve devlet görevlilerinin hizmetlerinde bulunup efendilerinin iltimasları sonucu bu askerlerin yevmiyelerine zam yapılması himayesiz olup düşman karşısında siperlerde hizmet eden yeniçerilerin gayretini kırıyordu.
 
Bu asker azlığı yani ismen mevcut, cismen namevcut askerin azlığı seferlerde yeniden yeniçeri yazmayı gerektiriyordu. Hazine bu yük karşısında maaşları düzenli olarak veremiyor ve gittikçe artan mali bunalımın önüne geçilemiyordu. Yolsuzlukların önüne geçilmek istendiği zaman esame alım satımıyla meşgul olup menfaatlerine zarar gelecek kişilerin tahrikleri kanlı olaylara neden oluyordu. 16.asırın son yarısında düzenli olarak ulufe verilmemesinden dolayı yeniçerilerin esnaflıkla meşgul oldukları görülmekteydi.
 
1560 yılından sonra İstanbul dışında, sancaklarda da yeniçeri garnizonları kuruldu. Böylece kapıkulu ordusunun nüfuz ve tesiri Anadolu’ya da yayılmış oldu. Dolayısıyla yeniçeriler eyaletlerde merkezi otoritenin ve asayişin sağlanmasında mühim bir fonksiyon ifa etti. Öte yandan yeniçeriler başkentte iktidarı tayin eden en başta gelen unsurdu. Fatih’in ölümünden sonra II. Beyazıt, I.Selim’in ve Yavuz’un tahta çıkmasını sağlamışlardır. Her saltanat değişikliğinde yeniçerilere dağıtılan cülus bahşişi de zamanla yozlaştı ve padişahlarla yeniçeriler arasında adeta bir pazarlık konusu haline geldi. Vergi toplamak ve devlet işlerini yürütmek gibi görevlerle de uğraşmaya ve vergiden muaf oldukları için de ticarete başlamışlardı. Zamanla eyaletlerdeki gelir kaynaklarına da el attılar ve iltizam işleri ile uğraştılar. 17.yüzyılda taşradaki yeniçerilerin zulmünden bıkan halk onlara karşı yer yer isyan etti. Böylece devletin kuruluşu ve gelişmesinde büyük rolü olan kul sistemi zamanla yozlaştı ve devlete hakim olmaya başladı.
 
17.yüzyıldan itibaren ocağın kanunnamelerinin bir tarafa bırakılıp yerlerine yeni geleneklerin alması yeniçeri ocağını devletin temel dayanağı olmaktan çıkarmıştı. Ocak devlet içindir prensibinin yerini devlet ocak içindir prensibi almıştı. Bundan dolayı da yeniçerilerin desteği alınmadan hiçbir konuda değişiklik yapabilme imkanı kalmamıştı. Ayrıca yeniçerilerin değişiklik yapmak isteyen devlet adamları ve padişahları görevlerinden etmeleri yada onları öldürmeleri ve ya istedikleri her şeyi çıkardıkları isyanlar sonucu devlete kabul ettirmeleri yeniçerilerin devlet yönetiminde ne derece etkili olduğunu göstermektedir.
 
İstanbul’da zaman zaman meydana gelen isyan hareketlerinde başlıca kuvvet olan yeniçerilerin savaşlarda gösterdikleri korkaklık, itaatsizlik ve gevşeklik ocağın kaldırılmasına kadar devam etmiştir.
 
Yalnız savaş zamanlarında toplanan bir asker haline gelen yeniçeriler, barış zamanında ise memleketin başına bela oluyorlardı. Artık devlet ocak için değil, adeta ocak devlet için anlayışı hakimdi.
 
Devşirmeci döneminde saraya bağlı ve kökenleri itibarı ile batıya ve batılılaşmaya yatkın olan yeniçeri ocağı 17.yüzyıldan itibaren devşirmeci sistemin terk edilmesi ile birlikte yerel halkla bütünleşip, sarata karşı ulemanın yanında yer alarak ve genel olarak batı karşıtı, tutucu ve yeniliği reddeden bir örgüt haline geldi. Tüm bunlara rağmen Osmanlı memleketlerine, devlet yönetimine dal budak sarmış olan yeniçeri ocağının düzeltilmesine kimse cesaret edemiyor, yarım yamalak bir takım uygulama, ferman ve emirlerle iş görülecek sanılıyordu. Bir devlette reform yapmak, var olan düzeni değiştirip yerine yenisinin getirmek çok zor bir işti. Bundan dolayıdır ki; reform yapmak isteyen padişahların bu uğurda canlarını kaybettiğini görüyoruz.
 

III.SELİM VE II.MAHMUTUN REFORM POLİTİKALARI

Osmanlı İmparatorluğu , Kanuni Sultan Süleyman’ın son yıllarından itibaren çökme devrine girmişti. Kanuni’den sonra gelen pek çok padişah ve devlet adamı devleti bu durumdan kurtarmak için çaba sarf ettiler. (Genç Osman, IV. Murat, ve Köprülü ailesi gibi) Ancak yapılan ıslahatlarda batı medeniyetinin tesiri yoktu. Islahat yapanların bir tek gayesi vardı: bozulan düzeni kuvvete dayanarak yeniden kurmak. Bu çalışmalar ıslahata giren kişilerin gösterdikleri şiddete derecesinde başarılı olmuş ve onların mukadderine bağlı kalmıştı. Nitekim ıslahatçılar öldükten sonra imparatorluk yeniden ıslaha gerekli duruma gelmişti.
 
Padişah III. Selim tahta çıktığı zaman birtakım ıslahat girişimlerin de bulunmuştur. Bu amacını gerçekleştirmek içinde devlet adamlarından ıslahata yönelik raporlar istemiştir. Bu raporlarda dikkati çeken ilk konu orduyla ilgili olan ıslahat fikirleri idi. Bu raporları dikkate alan III. Selim Avrupa usulünde bir ordu hazırlamaya başlamış, bu ordunun adına da Nizam-ı Cedit denmiştir. III. Selim’in yaptığı bu reform her bir yeniliğe karşı çıkan, devlete her konuda istediklerini yaptıran yeniçerilerin hiç hoşuna gitmemiş ve yeniçerilerin isyanı sonucu Nizam-ı Cedit ortadan kaldırılmış ve bu isyan III. Selim’in ölümüyle sonuçlanmıştır.
 
19. yüzyılın ilk yıllarında III. Selim’in Nizam-ı Cedit adıyla yapmak istediği ıslahat pek önemli idi. Şu halde II. Mahmut düzenine gelinceye kadar Osmanlı İmparatorluğu , Batı dünyasının tesirlerine kapılarını dereceli bir şekilde açmıştı. Bununla beraber Batı düşüncelerini benimseyenlerin sayısı çok azdı. Ulema sınıfı, devlet adamları ve asker ocakları, Batıdan gelen yeniliklere karşı düşmanlıklarını açıkça belli ediyorlardı. Halka gelince, menfaatını tartamayacak kadar cahil olduğundan, bazen lakayit, bazen de yenilik düşmanlarına taraf idi. Bu sebeple II. Mahmut düzeni büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Bu zorlukları yenmek için padişah kuvvet kullanmak zorunda kalmıştır. II. Mahmut tarafından yapılan yeni düzen, padişah ile halk arasında yeni münasebetler kurmak gibi bir maksatla yapılmadı. Padişah devletin sarsılan otoritesini yeni tedbirler ve yeni kurallarla kuvvetlendirmek istedi. Fakat devletin dayandığı temeller önceki padişahlar döneminde nasılsa öyle kaldı. Batının kuralları ve kurumları padişah otoritesinin kesin ve tartışmasız yürütülmesine yardım eder düşüncesiyle alındı. II. Mahmut düzen çalışmalarında Batı düşüncesinin kendisi kadar açık gönül ile kabul etmiş yardımcılar bulamadığı için, ortaya bir ıslahat ekibi çıkaramadı. Padişahın düzen işlerini kendilerine emanet ettiği kimselerin çoğu muhafazacı idi. Sadrazam Hüsrev Paşa bunlardan biri idi. Hüsrev Paşa sadrazamlığı elden kaçırmamak için padişaha ıslahatçı görünmekte; fakat gerçekte Batılı düşüncelere düşman bulunmakta idi.
 
III. Selim’in öldürülmesinden sonra Alemdar Mustafa Paşa ve destekleyicileri amaçlarını gerçekleştirmek için tahta III. Selim’in amca oğlu II. Mahmut’u geçirmişlerdir. Selim’le birlikte sarayda kapalı kalmış bulunan şehzade Mahmut’un da onun reformcu fikirlerini büyük ölçüde paylaştığı biliniyordu. Sultan II. Mahmut, III. Selim’den daha başarılı ve güçlü bir reformcu olduğunu zamanla ortaya koydu ve III. Selim’in hatalarından ders çıkararak kendi reformlarına yön veren ilkeleri saptadı.
 
II. Mahmut’un reform hareketlerinin başarılı olabilmesi için reformların askeri alanda yapılan ıslahatlarla sınırlı kalmaması, tüm Osmanlı kurumlarını ve toplumunu kapsaması gerektiğini düşünüyordu. Reforma uğrayan kurumların düzenli bir şekilde çalışabilmesi ve eski kurumların bu işlerliği bozmaması için yerlerine geçtikleri kurumların ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyordu. İşlerliğe başlanılmadan önce ise reformlar çok dikkatle planlanmalı ve gerekli destek sağlanmalıydı.
 
Reformlarında batı teknik ve kültürüne yönelme yolunu tutan II. Mahmut İslamlık Zihniyeti ile batılı düşünceyi bağdaştırma güçlüğü yüzünden özden çok, şekle önem verdi. Böyle olduğu için de düzeni, kendi yapısında yetersizdi. II. Mahmut’un ölümünden sonra Abdülmecid devrinde Tanzimat adıyla bir seri yenilik hareketlerine girişilmesi bunu açıkça ortaya koymaktadır. Islahatlarının bazı eksik ve olumsuz yanları olmasına rağmen II. Mahmut İzlediği reform politikası sayesinde, imparatorluğu yeni bir yapılanma süreci içerisine sokmuş ve imparatorluğu çağı geçmiş uygulamalardan ve kurumlardan arındırmayı başarmıştır.
 

YENİÇERİ İSYANI VE VAKA-İ HAYRİYE

II. Mahmut ilk olarak orduyu düzene koymak istedi. Bu istek normaldi. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu nun diş ve iç güvenliği sarsılmış bulunuyordu. 1768’den beri türlü devletlerle yapılan savaşlarda Osmanlı orduları arkası gelmeyen yenilgilere uğramış ve büyük toprak parçalarının düşman eline geçmesine engel olamamışlardı. Bundan başka, iç isyanları bastırmak hususunda acizleri de görülmüştü. İstanbul da yeniçerilerin türlü vesilelerle isyan çıkarıp hükümetin işlerine karışmaları da göz önünde tutulunca, askerlik alanında yeni bir düzen kurmanın doğrudan doğruya imparatorluğun mukadderi ile ilgili büyük ölçüde bir hareket olduğu anlaşılır.
 
Askerlik alanında ilk düzen çalışmaları II. Mahmut döneminin ilk yıllarında başlar ve Bayraktar Mustafa Paşa, III. Selim’in Nizam-ı Cedit’ine benzer bir Sekban-ı Cedit ocağı kurar. Bu ocağa tuğ, davul ve sancak verilerek bağımsız duruma getirilir. Bundan başka, yeniçeri ocağının düzenlenmesine de girişildi. Bu düzen için temel olarak Sultan Kanuni Süleyman kanunnameleri kabul edildi. Buna göre, fiilen askerlik yapmayan kimselerin ellerindeki yeniçerilik kağıtları (esame) alınacaktı. Yeniçeri esamesini muhafaza etmek isteyen yeniçeri ortalarına bağlı delikanlılar, Sekban-ı Cedit ve yahut kalyoncu ocaklarında askerliği öğrenecekler ve sonra sanatları ile uğraşabileceklerdi. Bayraktar’ın bu düzeni, yeniçerileri kuşkulandırdı ve memnunsuzluklarını dile getirmeye başladılar. Padişah, Bayraktar’ın bağımsız bir şekilde çalışmasından rahatsızlık duyduğu için yeniçerilerin bu hareketlerine göz yummuştur. Bayraktar’ın askerlik alanındaki düzeni, yeniçerilerin ayaklanması ve Bayraktar’ın öldürülmesi ile sona erdi.
 
Devletin kurumlarının düzene sokulması için büyük çaba harcayan II. Mahmut, radikal bir askeri reformun uygulanması konusunda kesin kararı 1825 yılında Mısır kuvvetlerinin Mora isyanını bastırmadaki rolü verdirir. İbrahim Paşanın talim görmüş askerinin bu başarısı, Sulatan Mahmut’un modern bir ordu kurmak tasarısının derhal gerçekleştirmesine amil oldu. Bu tasarıyı gerçekleştiremezse tahtını, hatta hayatını kaybetmesi işten bile değildi ama devletin bakası da bu meseledeki başarıya bağlı bulunuyordu. Yunan ihtilali ile başa çıkamayan bir askerin, her an yeniden patlaması muhtemel bir Rus savaşında ne yapabileceği, artık yalnız padişahı değil, bütün devlet erkanını ve bizzat yeniçeri generallerini düşündürür oldu. Yinede Sultan II. Mahmut yeniçeri ocağını kaldırmaktan çekiniyordu ve bu fikrini gerçekleştirmek için on sekiz yıl beklemiştir. Yeniçerileri ayan ordularına güvenerek değil, kendi kuracağı orduyla kaldırmayı düşlediği açıktı. Kapıkulu ocakları için hanedanın hiçbir kutsallığı kalmamıştı. Bu hükümdar ve de devlet ricali için kesin kararlar almalarını gerektiren bir ihtardı. II. Mahmut ilk anda kapıkulu askerine taviz vermiş görünüyordu ve yeni kurulan modern askeri birlikleri (Sekban-ı Cedit) lağvetti. On sekiz sene sonra yeniçeri ocağını ortadan kaldırmak için ulemanın ve İstanbul halkının desteğini elde edeceği uygun bir zamanı bekleyecektir.
 
Sekban-ı Cedit’in lağvedilmesinden sonra, yeniçeriler zorbalıklarını artırmışlardır. Kadın ve erkeklere sarkıntılık, birbirleriyle kavga, odaları arasında savaş, tüccar, esnaf ve amele kesime bağlama ve ye kazançlarına ortak olma, tüccar gemilerine balta asma gibi hareketlerine harpten kaçma, ağalarını öldürme, reayaya her türlü zulüm ve işkence yapma gibi zorbalıklar ekleniyordu. Devlete ve millete olmadık hainlikler yapan ve ancak kendi çıkarını düşünen bu kanun bilmez, hiçbir kanun tanımayan çeteleşmiş ocağın akıbeti üzerinde durmak sırası gelmişti. Halk, artık kendilerinden yaka silkmeye başlamıştı. Başta padişah olmak üzere devlet adamları, Yunan isyanlarındaki başarısızlıklarını görerek, bundan böyle imparatorluğun geleceği için kendilerine güvenilmeyeceğini anlamış bulunuyorlardı. Padişahın emri üzerine, devletin ileri gelenleri, uzun süren gelişmelerden sonra, Eşkinci adıyla talimli bir asker sınıfının kurulmasını kararlaştırdılar. Yeniçerilerin bu sınıfa karşı gelmeleri ihtimali vardı. Eskiden yeniçeri ağalığında bulunan, Boğazlar muhafızı ağa Hüseyin Paşanın tavsiyesi üzerine ocağın belli başlı şeflerinin para karşılığında Eşkinci sınıfı için eğilimleri sağlandı. 25 Mayıs 1826’da Şeyhülislamın evinde Sadrazam Mehmet Selim Paşa, Rumeli Kazaskeri, İstanbul müftüsü, sadaret Kethüdası, defterdar, darphane nazırı, Tophane nazırı, Yeniçeri ağası ve ocağın ileri gelenleri toplanarak imparatorluğun iç ve dış durumunu gözden geçirdikten sonra, talimli asker yetiştirilmesi yolunda fikir birliğine vardılar. Ulema fetva verdi. Yeniçeri ocağının dışında kurulan Eşkinci ocağı, Nizam-ı Cedid veya Sekban-ı Cedit gibi bağımsız bir kuruldu. Birkaç gün içinde bu kurula beş yüz kişi kayıt oldu. Talimler 12 Haziran 1826’da başladı.
 
Aynı gün İstanbul kahvelerinde talimlere karşı bir küfür propagandası başladı. Ulemanın fetvalarına rağmen yapılan iş, kafirleri taklit şeklinde sayıldı. Nizam-ı Cedid’in tekrar kurulmakta olduğu, yeniçeri ocağının kaldırılacağı sözleri çıkarıldı. Takriben bir ay sonra yeniçeriler kazanlarını Etmeydanı’na çıkardılar (15 Haziran 1826). Saraya ve yeni düzene karşı klasik ihtilal bir kez daha başlamış oldu. Asilerin taktiği, eski taktik idi. Münadiler çıkardılar. Bunlar, mahalle mahalle dolaşarak, sadrazamın, yeniçeri ağasının, Ağa Hüseyin Paşanın öldürüldüğünü ilan ve halkı Etmeydanı’na davet ettiler. Sucular, hamallar ve serseriler, her vakit olduğu gibi, kazanların etrafında ikinci bir halkayı kurmaya koşuştular. Yağma ve korkutma hareketleri derhal başladı. Sadrazam konağı ve Mısır paşası kethüdasının köşkü derhal yağma edilmiştir. Talim için fetva vermiş olan ulemaya tehditler ve hakaretler yağdırıldı.
 
Bu esnada sadrazam ve şeyhülislam ve diğer devlet adamları saraya koştular. II. Mahmut Topkapı Sarayına gelmiş, sadrazam, topçu, kumbaracı, arabacı ve tersane ocaklarına; şeyhülislam ise müderrislere, şeyhlere ve talebe-i ulemaya saraya gelmeleri için haber yollamışlardır.
 
Bütün bunlardan sonra peygamber sancağı padişah tarafından Hırka-i Şerif’den çıkartılarak Sultan Ahmet Cami-i Şerifi minberine konmak üzere şeyhülislama teslim edilmiştir. Bu büyük olay, münadilerle İstanbul’un dört bir tarafına yayınlandı. İslam olanlar Hırka-i Şerif’in altına davet edildi. Tüm İstanbul halkı Hırka-i Şerif’in altına koştu.
 
Bu toplanma olayı, halkta yeniçerilere karşı sönmez bir kin yaratmaya başlamıştı. Başkentte her türlü zorbalığı yapan bu kanun tanımaz çete, III. Selim’in ölümüne neden olmuş, Rus ve Yunan harbinde gösterdikleri başarısızlık devleti zor bir duruma sokmuştu. Topkapı’da toplanan devlete sadık asker ocakları ile halk ve devlet adamları, başta sancağ-ı şerif olduğu halde, tekbirlerle ve tehlillerle Sultan Ahmet Camiine geldiler. Burada asilere karşı yürüyüş planları düzenlendi.
 
Yeniçeriler 1807 ve 1808 isyanlarında yaptıkları gibi saldırıya geçecekleri yerde savunmada kalmışlardır; çünkü bu yeniçerilerin ummadıkları büyük bir saldırıydı. Kendilerine teslim olmaları teklif edilmiş; fakat yeniçerilerin bu teklifi reddetmesi üzerine kışlaları kuşatılmış, kapıları top ateşiyle yakılmıştı. Topçular et meydanına başlarında Karacehennem İbrahim Ağa ile birlikte girmişlerdi. Yeniçeriler canlarını kurtarmak için kaçışmaya başlamışlardı. Bu kısa savaş yeniçeri isyanına son vermiştir. Yüzyıllarca Osmanlı İmparatorluğu nun şan ve şevketini sağlamış olan, fakat sonunda bir çete şekline girerek devleti çıkmaza sokan yeniçeri ocağı bu suretle hatalarının ve kabahatlarının ağırlığı altında birkaç saat içinde ezilmiş oldu. Yeniçerilerin perişan edildiği haberi her tarafta sevinç ile karşılandı. II. Mahmut bir Hatt-ı Hümayun yayınlayarak yeniçerilerin devlete ve millete yaptıkları kötülükleri saydı ve ocağın kaldırıldığını belirtti.
 
Bundan böyle yeniçeri kelimesi bile telaffuz edilmeyecek, yeniçeriler lehinde söz söylemeye cüret edenler ağır cezalara çarptırılacaktı. Bu tedbirler yeniçeri ocağının tekrar ortaya çıkma ihtimalini azaltıyordu.
 
Yeniçeri ocağının ilgası, bütün Avrupa’da derin akisler yaptı. Gazeteler bu haberi manşetten verdiler. Kitaplar ve risaleler yayınlandı. İstanbul’daki elçiler, hükümdarları namına Sultan Mahmut’a tebriklerini sundular. Vaka-i Hayriye diye anılan Yeniçeri ve diğer Kapıkulu Ocaklarının İlgası, Türkiye Tarihinin büyük dönüm noktalarından biri, hatta modern devrin gerçek başlangıcıdır. 1839 Tanzimat’ı, hatta Cumhuriyet, Vaka-i Hayriye’nin bir neticesi şeklinde telakki edilebilir.
 
Yeniçeri ocağının kaldırılması imparatorluğun buhranlı zamanına rastlamıştı. Yunan isyanı hareketleri sürüp gidiyordu. Bu durum, yeni bir ordunun süratle kurulmasını gerekli kılıyordu. Eşkinci ocağı da yeniçeri ocağının bir parçası olduğu için onunla birlikte yok edilmişti. Yeniçeri ocağının kaldırılmasında çalışan devlet adamları, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla, Avrupa usulünde bir ordunun kurulmasını sağladılar. Bu ordu, Avrupa usulünde düzenlendi. Tümen, tabur ve bölük bölümlerine ayrıldı. II. Mahmut askerlik alanında yeni düzeni sağlam temellere dayandırmak için bir tıp okulu ve yüksek harp okulu kurdurdu ve de Avrupa memleketlerine harp sanatını öğrenmek için öğrenciler gönderdi.
 
Vakai Hayriye ile Sultanın eyalet özerkliğini sona erdirme kampanyası ile başlamış olan hazırlık çalışması tamamlandı. Sultanın iktidarını kısıtlayanlar ortadan kaldırıldı ve Sultanın iradesine meydan okuyabilecek hiçbir grup kalmadı. Osmanlı Devleti tarihinin büyük dönüm noktalarından biri olan bu olay ile, Osmanlı İmparatorluğu nun batılılaşma süreci hızlanmıştır. Vakai Hayriye ile ilk kez eski bir kurumu ortadan kaldıracak reform yapılmış ve yeni kurumların artık çağı geçmiş uygulamalarla kösteklenmesine izin verilmedi.
 

YENİÇERİLERİN BEKTAŞİ TARİKATI İLE OLAN ALAKALARI

Yeniçerilik’in sonradan Vaka-i Hayriye’de kader ortaklığı olacak Bektaşilikle, ne zaman iç içe girdiği, bu kaynaşmanın ne zaman olduğu tarihçilerimiz arasında sürekli ve muhtemelen de bitmeyecek bir tartışma konusudur. Osmanlı ülkelerinde yaşayan kültürlerden birinin etkisine kesinlikle girecek olan Yeniçerilik için, Bektaşilik çeşitli nedenlerle en çekici ve etkili seçenektir. Yeniçerilerin henüz kendi devşirme kökenlerini unutmadıkları, yeni gelen devşirmelerle sürekli yeniden hatırladıkları bu ilk ilişkiler döneminde, Bektaşiler, kökenleri olan hristiyanlığa, inançlarının yapısı gereği sevgi ve kardeşlikle yaklaşan, Hıristiyanlara gerek ulemanın ve gerekse Sünni tarikatların olduğundan daha fazla ilişkilere sahip bir tarikattı. Ayrıca Yeniçeriler uzun süren sefer ve savaşlarda oruç tutma, namaz kılma gibi günlük ortodoksi pratiklerinin uzağında kalmaya fazlasıyla alışıktırlar.
 
Yeniçerilik’i Bektaşiliğe yönelten asıl etmen; bir ayaklarıyla devlet içinde kalan ve daha uzun süre kalmaya devam edecek yeniçeriler, diğer ayaklarıyla da devlet dışı yaşamın içine hızla girmeye başlamışlar, yaşamlarını devletten maaş almanın dışındaki yollarla da kazanmayı öğrenmişler idi. Oysa Osmanlı toplumundaki tüm Sünni güçlerin devletin ayrılmaz bir parçası olan ilmiyye sınıfıyla yoğun ve güçlü ilişkileri vardır. Yeniçerilerin Sünniliğe yönelmesiyle, yeniçeriler ulemanın etki alanına girmiş ve ulemanın silahlı gücü haline gelmişlerdir. Yeniçerilerin giderek devletten kopma süreci, Bektaşilerle daha fazla bütünleşme ve ulemadan uzaklaşma sürecine dönüşmüştür.
 
Bir dizi kaynak yeniçeri Bektaşi ilişkilerini yeniçerilerin kuruluşuna kadar geri götürmektedir. Şevki Koca, Hacı Bektaşi Velinin, Sultan Orhan’la görüştüğünü, askerlere giriştikleri her savaşı kazanmaları için onlara kutsal kazan armağan etmiş, orduyu takdis ettikten sonra askerlere ak keçeden yapılmış börkleri ikiye katlayarak giydirmiştir ve yeni kurulan orduya, Yeniçeri adı, bizzat Hacı Bektaş tarafından verilmiştir. Yeniçeri sıfatı, yeni asker anlamına değil, Hacı Bektaş-i Velinin kol yeninden çıkan asker anlamına gelir. Yeniçeriler ocağında sürekli bir Bektaşi tarikatı görevlisi bulunmuş ve kararlarda son derece etkili olmuşlardır. Bektaşi babaları yeniçeri birliklerine vaizler olarak eşlik etmişlerdir.
 
Reha çamuroğlu ise bu iddialara karşılık olarak yeniçerilerin kurulduğu on dördüncü yüzyılda Anadolu’da Bektaşiliğin örgütlü bir ortam halinde olmadığını savunmaktadır. On dördüncü yüzyıl Anadolusunda heterodoks halk islamından, Kalenderilerden, Yesevi ve Haydarilerden bahsedilir. Bunlar Anadolu’da ve Rum Abdallarının içinde bulunuyorlardı. Fakat bu zümrelerden söz edilirken bir tarikat olarak Bektaşilerden söz edilmemektedir. Şeyh Bedrettin olayında dahi Bektaşiler bir tarikat olarak görülmemekte; fakat hemen bu dönemden sonra, Balım Sultanın çalışmalarıyla ortaya çıkmışlardır. Yeniçerilerle Bektaşilerin ilişkilerinden söz edilecekse bu tarihlerden sonra söz edilmelidir. Bu nedenle de yeniçerilerin on altıncı yüzyıldan başlayarak Bektaşileşme sürecine girmiş olabileceklerini; fakat bu özdeşleşmenin büyük ölçüde on sekizinci yüzyılla birlikte olduğunu ileri sürmektedir.
 
Yeniçeri Bektaşi kaynaşması tarihçilerin üzerinde durdukları bir konudur ve bu konuda bir hayli araştırma yapılması gereklidir. Tarihçiler, yeniçeri ve bektaşilerin ne zaman kaynaştıkları konusunda görüş ayrılığında olsalar bile, yeniçeri ve bektaşiler arasında bir ilişki olduğu konusunda hem fikirlerdi. Bu ödevi hazırlarken kullandığımız kaynakların hepsinde yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla birlikte ocağa manevi yakınlığı ile bilinen Bektaşi tarikatlarının da kaldırılmış olduğu dile getirilmiştir.

Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı

İlk kuruluşu zamanında sadece devşirmelerden ve iyi eğitim almış güçlü kuvvetli gençlerden oluşan ve Devletin kuruluşundan kısa bir süre sonra oluşturulan Yeniçeri Ocağı, 16. yüzyıldan sonra Padişaha veya Hanımsultana yakın bazı yetenekleri kısıtlı kimselerin ocağa alınmasından sonra bozulmaya yüz tutmuştu. Çünkü, eğitimsiz ve başıboş kimselerin ocağa girmeleriyle bu askerî teşkilat, doğrudan siyasete katılan, devlet adamlarını tayin veya azlettiren, padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet halini almıştı. Diğer taraftan Yeniçerilerin kendileri gibi Bektaşî olan Ahi esnaf ocaklarıyla iç içe olması ve Sultanın aldığı bazı ekonomik ve siyasi tedbirlere Ahi Esnaf Ocaklarıyla birlikte karşı durması Sultanın ve Ulemanın tepkisini çeker olmuştu. 16. yüzyılın sonlarından itibaren Padişahın sefere çıkmaması neticesinde ganimet geliri azalan Yeniçeriler, sakat ve yaşlı yoldaşlarına bakmak ve kendi hayatları ile savaşa gidenlerin ailelerinin geçimini ikame etmek için gelir elde etme çabasına girmişlerdir. Neticesinde; askerlikle ilgisi olmayan ticaret, kahvehane işletmeciliği, hamam işletmeciliği, kayıkçılık, depoculuk, odun ve yakacak işleri gibi sektörlere el atmışlardır. Yeniçerilerin; özellikle İstanbul’da bulunan Yeniçeri Ortaları mensuplarının ticaret hayatına atılması; Yeniçeri Ocağının bozulması gibi lanse edilse de; gerçek bundan farklıdır. Avrupalı imparatorlukların deniz ticareti ile birlikte sömürgeciliğe yönelmesi, ve savaşların uzayıp gitmesi, devletin mali sistemini bozmuştu. Anadolu ve Rumeli eyaletlerinde Ayan sınıfının ortaya çıkması ile, savaştan geri dönen veya savaşa katılmayan yerel beylerin sayısı artmış, Padişahın savaşa katılmaması neticesinde kendisine bağlı Kapıkulu Ocağı'nın da savaşa katılmayışı, savaş esnasında Osmanlı Ordusunun vurucu gücünü azaltmıştır. Yeniçeriler çeşitli nedenlerden dolayı; 17. ve 18. yüzyıllarda sık sık ayaklanmışlardır.
 
Yeniçeri Ocağı, Vaka-i Hayriye diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle, 15 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmud tarafından ortadan kaldırıldı. Ocağın kaldırılması olayı II. Mahmud'un tüm esnaf teşkilatını ve ordudaki çoğu birimi bu konuda ikna etmesiyle başlamıştır. Şeyhülislama bu konu hakkında fetva çıkarılmasıyla devam etmiştir. Bir günün sabahında II. Mahmud yeniçerileri son kez uyarmış ve bu uyarıya saygı göstermeyen yeniçeriler itiraz etmişlerdir. Bunun üzerine II. Mahmud topçulara ateş emri vererek yeniçeri ocağını büyük bir top ateşine maruz bırakmış ve hiçbir yeniçerinin kurtulmasına imkan vermemeye çalışmıştır. Kaçabilen yeniçeriler ise yakalandıkları yerde öldürülmüştür. Bu olaydan sonra, onların yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (Hz. Muhammed'in Zafer Kazanmış orduları) adlı ordu kurulmuştur.
 

BİBLİYOGRAFYA

1.Akşin, Sina; Türkiye Tarihi 3 Osmanlı İmparatorluğu (1600-1908), İstanbul, 1997.
2.Berkes, Niyazi; Türkiye’de Çağdaşlaşma, Ankara, 1975.
3.Cezzar, Mustafa; Resimli Tarih Mecmuası, "Yeniçeri İsyanları", 24. Sayı, İstanbul, 1952.
4.Çamuroğlu, Reha; Yeniçerilerin Bektaşiliği Ve Vakai Şerriye, Ant Yayınları, İstanbul, 1991.
5.Danişment, İsmail Hami; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 4. Cilt, İstanbul, 1961.
6.İlgürel, Mücteba; İslam Ansiklopedisi, "Yeniçeriler Maddesi", 3.Cilt, İstanbul, M.B.E., 1986.
7.Karal, Enver Ziya; Osmanlı Tarihi Nizam-ı Cedit ve Tanzimat Devirleri (1789-1856), T.T.K., Basımevi, 4.Cilt, 4.Baskı, Ankara, 1983.
8. Kocabaş, Sadi; Resimli Tarih Mecmuası, "Yeniçeri Ocağı Nasıl Kuruldu Ve Niçin Kaldırıldı?", Sayı 24, İstanbul, 1951.
9.Koca, Şevki; Bektaşi Kültür Argümanlarına Göre Yeniçeri Ocağı Ve Devşirmeler, Nazenin Yayıncılık, İstanbul, 2000.
10.Koçu, Reşat Ekrem; Yeniçeriler, İstanbul, 1964.
11.Lewis, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev: Metin Kıratlı, T.T.K., Yayınları, 4.Seri, Ankara, 1970.
12.Mutlu, Şamil; Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı ve II. Mahmut’un Edirne Seyahati, Mehmet Danış Bey Ve Eserleri, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul, 1994.
13.Ortaylı, İlber; İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1999.
14. Öztuna, Yılmaz; II. Mahmut, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989.
15.Shaw, Stanford-Shaw, Ezel Kural; Osmanlı İmparatorluğu Ve Modern Türkiye, Çev: Mehmet Harmancı, 2.cilt, İstanbul, 1983.
16. Şırvanlı Fatih Efendi; Bir Görgü Tanığının Kalemiyle Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı, (İnceleme-Tahlil-Metin), Haz: Mehmet Ali Beyhan, İstanbul, 2001.
17.Uzunçarşılı, İsmail Hakkı; Osmanlı Devleti Teşkilatında Kapıkulu Ocakları I, T.T.K., Yayınları, Ankara, 1984.
 

KAYNAKÇA

Reşat Ekrem Koçu, Yeniçeriler, İstanbul, 1964, s. 9.
Mehmet Ali Ünal, Osmanlı Müesseseleri Tarihi, Kardelen Kitabevi, Genişletilmiş 2. Baskı, 1998, s. 44-47.
Mehmet Ali Ünal, a.g.e., s.44-45.Ayrıca bakınız; Şevki Koca, Bektaşi Kültür Argümanlarına Göre Yeniçeri Ocağı ve Devşirmeler, Nazenin Yayıncılık, İstanbul, 2000, s. 39.
Mehmet Ali Ünal, a.g.e. s.45. Ayrıca bknz; Şevki Koca, a.g.e. ,s. 40.
Mehmet Ali Ünal, a.g.e., s. 47.
Reha Çamuroğlu, Yeniçerilerin Bektaşiliği ve Vaka-i Şerriye, Ant Yayınları, İstanbul, 1991, s. 41.
Mehmet Ali Ünal, a.g.e. ,s. 48. Ayrıca bknz: Reşat Ekrem Koçu, a.g.e. ,s. 7.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilatında Kapıkulu Ocakları I, T.T.K., Yayınları, Ankara, 1984, s. 477.
Mehmet Ali Ünal, a.g.e., s. 49-50.
Mustafa Cezzar, "Yeniçeri İsyanları", Resimli Tarih Mecmuası, 25.Sayı, İstanbul, 1952, s.1622.
Mehmet Ali Ünal, a.g.e., s. 50
Şevki Koca, a.g.e., s. 73-74. Ayrıca Bknz: Reha Çamuroğlu, a.g.e., s. 29.
Mehmet Ali Ünal, a.g.e., s. 51.
Uzunçarşılı, a.g.e., s. 477-478-482-484.
Uzunçarşılı, a.g.e., s. 493.
Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Ankara, 1975, s. 105.
Ünal, a.g.e., s. 48-50.
Mücteba İlgürel, "Yeniçeriler Maddesi", İslam Ansiklopedisi, 3.Cilt, İstanbul, M.B.E., 1986, s. 389-390.
Uzunçarşılı, a.g.e., s. 499.
Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi Nizam-ı Cedid Ve Tanzimat Devirleri (1789-1856), T.T.K., Basımevi, 4. Cilt, 4. Baskı, Ankara, 1983, s. 55.
Enver Ziya Karal, a.g.e., s. 143-144.
Sadi Kocabaş, "Yeniçeri Ocağı Nasıl Kuruldu Ve Niçin Kaldırıldı?", Resimli Tarih Mecmuası, Sayı 24, İstanbul, 1951, s. 1165
Sina Akşin, Türkiye Tarihi 3 Osmanlı İmparatorluğu (1600-1908), İstanbul, 1997, s. 93.
Enver Ziya Karal, a.g.e.,s. 144. Ayrıca Bknz: Standford Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı İmparatorluğu Ve Modern Türkiye, Çev: Mehmet Harmancı, 2.Cilt, İstanbul, 1983, s. 45.
Enver Ziya Karal, a.g.e., s. 144. Ayrıca Bknz: Bernard Lewıs, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev: Metin Kıratlı, T.T.K., Yayınları, 4. Seri, Ankara, 1970, s. 80.
Enver Ziya Karal, a.g.e., s. 145.
Standford Shaw-Ezel Kural Shaw, a.g.e., s. 25.
Yılmaz Öztuna, II. Mahmut, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1989, s. 67-68.
İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1999, s. 35-37.
Enver Ziya Karal, a.g.e., s. 146.
Şamil Mutlu, Mehmet Danış Bey Ve Eserleri, Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı Ve II. Mahmut’un Edirne Seyahati, Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul, 1994, s. 20. Ayrıca Bknz: Enver Ziya Karal, a.g.e., s. 147.
Şamil Mutlu, a.g.e., s. 21. Ayrıca Bknz: Karal, a.g.e., s. 147. Ayrıca Bknz: Şırvanlı Fatih Efendi, Bir Görgü Tanığının Kalemiyle Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı, (İnceleme- Tahlil- Metin), Haz: Mehmet Ali Beyhan, Kitabevi, İstanbul, 2001, s. XXVII.
Şamil Mutlu, a.g.e., s. 22. Ayrıca Bknz: Karal, a.g.e., s. 148. Ayrıca Bknz: Şırvanlı Fatih Efendi, a.g.e., s. XXVII.
Karal, a.g.e., s. 148-149.
Karal, a.g.e., s. 149.
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 4. Cilt, İstanbul, 1961, s. 111.
Yılmaz Öztuna, a.g.e., s. 71.
Akşin, a.g.e., s. 109; Karal, a.g.e., s. 150-151.
Akşin, a.g.e., s. 108.
Danişmend, a.g.e., s. 111.
Lewis, a.g.e., s. 81.
Reha Çamuroğlu, a.g.e., s. 29-30
Çamuroğlu, a.g.e., s. 30-31.
Şevki Koca, a.g.e., s. 22-31
Çamuroğlu, a.g.e., s. 43-44.


Yeniçeri Ocağı Resimleri

  • 0
    Yeniçeri Ocağı Nedir 3 yıl önce

    Yeniçeri Ocağı Nedir

Yeniçeri Ocağı Sunumları

  • 1
    Önizleme: 7 ay önce

    Yeniçeri teşkilatı slayt sunusu (pptx)

    (Göster / Gizle) Sunum İçeriği: Düz metin (text) olarak..
    1. Sayfa
    DEVŞİRME USÛLÜ VEYENİÇERİ TEŞKİLÂTI

    2. Sayfa
    DEVŞİRME USÛLÜ VE YENİÇERİ TEŞKİLÂTIRumeli fütuhatı gelişmeye başlayınca fazla askere ihtiyaç olduğundan bunun temini için Osmanlılar muharebe de esir düşen harbe elverişli hıristiyanları ilk zamanlarda kısa bir müddet için Türk terbiyesi üzere yetiştirerek onlardan bir askeri sınıf teşklini düşünmüşler ve esirlerden beşte birinin devlet hesabına alınarak derhal tatbikine geçmişlerdir ki bu,yeniçeri ocağının başlangıcıdır.(Uzunçarşılı Cilt 1 syf 508)

    3. Sayfa
    Bilindiği gibi İslâm'a göre savaş esirleri ganimetlerden sayılmaktadır.Ganimetin beşte biri ise,Kur'ân'ın emriyle devlete aittir.Devlet ,bu beşte birlik hakkında,kamu yararına uygun olarak istediği gibi tasarrufda bulunur.İşte genel olarak Osmanlı hukukunda devletin bu beşte birlik Kur'ân'la sâbit olan hakkına Farsça olarak penç-yek(1/5) ve halk dilinde ki ifadesiyle pençik adı verilmiştir.(Akgündüz Bilinmeyen Osmanlı syf 44)İslâm hukukuna göre savaşlarda elde edilen esirler hakkında yapılacak muâmele hususunda Müslüman devlet idaresi en azından şu seçimlik haklara sahiptir:

    4. Sayfa
    Savaş hukukunun gereği ve İslâmiyeti yaymak gâyesiyle gerekiyorsa devlet reisi öldürtebilir.Müslümanlara hizmet etmeleri için onları köle olarak kullandırabilir.Onlarla zimmîlik anlaşması yapabilir.Hanefi mezhebinde tartışmalı olmakla birlikte,bedel (fidye) karşılığı onları salıverebilir.

    5. Sayfa
    Savaş hukukunun gereği ve İslâmiyeti yaymak gâyesiyle gerekiyorsa devlet reisi öldürtebilir.Müslümanlara hizmet etmeleri için onları köle olarak kullandırabilir.Onlarla zimmîlik anlaşması yapabilir.Hanefi mezhebinde tartışmalı olmakla birlikte,bedel (fidye) karşılığı onları salıverebilir.İşte hem dini hem de askeri sebepleri olan devşirme sistemi ilk olarak bu fıkıh kanunlarına göre düzenlenmiştir

    6. Sayfa
    Devşirme sistemi üç Türk mütefekkirinin kazandırdığı bir teşkilattır.Bu şahıslardan birincisi büyük hukukçu,fıkıh alimi Konyalı Mevlana Fakih Rüstem ,ilk kazasker Çandarlı Kara Halil Efendi ve Sultan Murad-ı Hüdavendigâr'dır.(I.Murat)Konyalı Mevlana Fakih Rüstem 'in teklifi ve Çandarlı Kara Halil Efendi'nin meşrûtiyetini izah etmesi üzerine ,harpte esir alınan erkeklerden beşte birini devlet hesabına ve asker ihtiyacını karşılamak üzere almayı kanun haline getirmiş ve bu tarihten sonra,bu usûle pençik adı verilmiştir.

    7. Sayfa
    Murâd Han döneminde yeniçeri ocağının kuruluşuna ilk adım olmak üzere târihlerde şu vak'a anlatılmaktadır: "Sultan Murâd Gâzi, Edirne'de tahta geçüp oturdu. Bir gün Kara Rüstem derlerdi, Karaman vilâyetinden bir dânişmend geldi. Halil Hayreddîn Paşa ol vakitde kâdıasker idi. Kara Rüstem; Efendi! Bunca sultanlık malı niçün zâyi edersiniz, deyince, Kâdıasker; nice mal zâyi etmişiz, diye sordu.

    8. Sayfa
    Kara Rüstem, bu gâziler ki gazâlarda esir çıkarırlar, cenâb-ı Hakk'ın emriyle beşde biri hünkârındır, dedi. Çandarlı Halil Hayreddîn bunu hemen Murâd Hana nakletti. Sultan: Mâdemki Allahü teâlânın emr-i şerîfidir şimden sonra alın, dedi... Bundan sonra Gâzi Evrenuz ve Lala Şâhin'e ısmarladılar ki akınlarda çıkan esirden beş başda birin pâdişâh için alalar. Bu usûl üzere hayli oğlanlar toplayıp Murâd Gâziye getürdüler. Halil Hayreddîn Paşa; bunları Türk'e verelüm hem müslüman olsunlar, dedi. Kabul edilip bunlar evvelen Türk köylüsünün yanına verildiler. Hem Türkçe öğrenip ve hem de müslüman oldular. Ondan sonra saray kapısına girüp, ak börk giydirip adını yeniçeri koydular.

    9. Sayfa
    Böylelikle devşirme usûlü ve yeniçeri teşkilatının temelleri atıldı.Devşirme sisteminin başlama sebeplerini sıralamak gerekirse:Yıldırım Bâyezid'in Ankara mağlubiyetinden sonra fetihlerin duraklaması,hattâ gerilemesi sebebiyle yeniden esir elde edilememesi Acemi oğlan ihtiyacını artırmıştır.Bir diğer önemli sebep ise gayr-i müslimlerin askerlik edemeyişleri ve buna karşı cizye vergisi ödemeleri söz konusudur.

    10. Sayfa
    Kuruluş yıllarında Osmanlı Beyliği'nin düzenli askerî birlikleri yoktu.Gerektiğinde,gazilerden oluşan ve tamamı atlı olan aşiret kuvvetlerinin dellallar vasıtasıyla bir yerde toplanması sağlanır ve sefere çıkılırdı.Savaş bitince bu kuvvetler dağılır,herkes işinin başına dönerdi.Uç Beyliği devrinde Gaziyân-ı Rum ve Abdalân-ı Rum adları altında teşkilatlanmış bâtınî zümrelerden istifade edilmiş,fethedilen yerlerin Türkleşmesinde bu zümrelerin büyük rolü olmuştur.(Türkler Ansiklopedisi Cilt 10 syf 107)

    11. Sayfa
    Uç gazileri düz araziyi süratle işgal ederler,köylere hakim olurlar,kaleler etrafına küçük kuleler inşa ederek uzun süren ablukalarla buraları teslim alırlardı.Bursa, İznik ve İzmit bu şekilde alınmış;sadece Bursa'nın fethi 10 yıl sürmüştür.Yapılan fetihlerle ,daimî ordunun eksikliği ve bunun mahzurları anlaşılmış,düzenli askere olan ihtiyaç gittikçe kendini daha çok hissettirmiştir.Yeniçeri daimî asker ideolojisinin temelidir.

    12. Sayfa
    1363 yılında çıkartılan Pençik Kanunu gereğince savaş esirlerinden beşte biri vergi karşılığı devletin olacaktı.Önceleri bunlar kısa bir eğitimden sonra Yeniçeri Ocağı'na alınırları.İşte bunlara pençik oğlanı denirdi.Hıristiyan vilayetlerinden olan Bilecik diyarına akın yapıp,ele geçen oğlanların beşte birini padişah için alıp,300 oğlanı deftere kaydettiler.Bunlara pençik kulu demeye sebep budur.(Toroser Tayfun Kavanin-i Yeniçeriyan syf 15)

    13. Sayfa
    Devşirme Usûlü Nasıl Seçilirdi?Kimler Seçerdi?Şartları Nelerdir?7-12 yaş arası çocuklardan seçilirdiBelli yaşlardaki çocuklardan özellikle 14-18 yaş arasındakiler tercih edilirdi.(Türkler,syf 108)Devşirilen çocuklar içinde uzun boylu ve güzelleri varsa saray hizmeti için seçilirlerdi;alınacak çocuğun yaşı 8-18 yaşında olacaktı.(Uzunçarşılı Cilt 1 syf 510)Bir kanunnâme vardır.Bu kanunnâme şartlarına göre seçilir(Kavanin-i Yeniçeriyan syf 13)Bunları kısaca anlatmak istersek;

    14. Sayfa
    Köy sığırtmacının oğlu seçilmezdi; aç gözlü ve ahlaksız olabilirdi.Tek oğlu olanın çocuğu alınmazdı; şımarık olacağından...Kel, fodul ve köse olanlar devşirilmezdi; diğer çocukların alay ve eğlencelerine konu olabileceklerinden...Sanat sahibi olanlar alınmazdı; ulufe için zahmet çekmez endişesiyle...

    15. Sayfa
    Türkçe bilen alınmazdı, açılmış ve söz dinlemez düşüncesiyle.Çok uzun olanlar alınmazdı, ahmak olabilirlerdi...Kısa olanlar seçilmezdi; fitne çıkarabilirler endişesiyle...Asil soylu, sıhhatli, gürbüz ve mütenasip vücutlu çocuklar devşirilirlerdi.(Şimşirgil Yeniçeriler Makalesi)

    16. Sayfa
    Bu devşirme seçimlerine başta Yeniçeri Ağası ve onun tayin ettiği bir devşirme memur katılırdı.Bu seçim Divan'da görüşülür,nerelerden hangi köylerden alınacağı ve ihtiyacın ne kadar olduğu tartışılır ,karara bağlanır bildirilirdiDevşirmeye kimler gidecekse,onlar Yeniçeri Ağasının mektubunu alırlar ,Yeniçeri Ağası yanında kethüdâsı ile birlikte o bölgeye giderlerdi.Devşirme sırasında sancak beyi,kadı ve papazlar devşirme memuruna yardım ederlerdi.

    17. Sayfa
    Devşirme dellallar vasıtasıyla köyün en ücra kazalarına duyrulurdu.Burada herkes çocuklarını getiririr,memur vaftiz defterlerine bakarak şartları elverişli olanları ayırır,en ince teferruatına kadar iki deftere bunların kaydı yapılırdı.Kanunen kırk hane de bir hanenin çocuğu alınacaktırDevşirme işi bittikten sonra 100-200 kişilik kafileler halinde devlet merkezine sevk edilen çocuklar burada tekrardan kontrolden geçirilirler ve sünnet edilirlerdi.

    18. Sayfa
    Bu çocuklar hemen teşkilatın içine verilmezdi.Sünnet olup,müslüman olduktan sonra belirlenen Türk ailelerinin yanına verilir orada 3-5 veya 7 sene kalırlardı.Bu da gösterir ki burada Türk ailesinin yapısını,geleneğini ,örf ve adetlerini öğrensin terbiye edilsin diye..İşte bu sırada süreyi tamamlayan her çocuk Acemi Ocağı'na alınırdı.İlk Acemi Ocağı'nın Gelibolu'da açıldığı söylenmiştir.

    19. Sayfa
    Acemi Ocağı: Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek için acemi ocağı ilk defa Gelibolu'da kurulmuştur.İlk esirler doğrudan doğruya bu ocağa alınarak bir akçe ile gündelik ile Gelibolu ile Çardak ve Lapseki arasında işleyen nakil vasıtalarında hizmet görürler ve sonra yeniçeri ocağına alınırlardı.Burada günde bir akçe ile hizmet ettikten sonra iki akçe ile yeniçeri ocağına alınırlardı.Gelibolu acemi ocağı sekiz bölüktü.Acemi Ocağı efradı yeniçeri ocağından başka cebeci,topçu ve tersane hizmetlerinide verilirler ve oraların ihtiyaçlarını da temin ederdi.

    20. Sayfa
    Gelibolu ocağının büyük zabiti Gelibolu ağasıydı.Ocak sekiz bölüktü ve her bölük bir bölükbaşının kumandasındaydı.Mevcudu 400 olan Gelibolu Acemi Ocağı'nın önemi İstanbul'un fethinden ve burada daha büyük yeni bir Acemi Ocağı'nın kurulmasından sonra azalmıştır.31 bölükten oluşan Acemi kışlası,Şehzadebaşı ile Vezneciler semtleri arasındaydı.En büyük kumandanı İstanbul ağasıydı.

    21. Sayfa
    Devşirmelerin sevk ve idaresinden bu ağalar sorumluydu.İstanbul dışında olduklarından merkezde İstanbul ağasından sonra kethüda ve cavuş bulunurdu.Bunlar ocağın inzibatından sorumluydu.Bütün Kapıkulu neferleri gibi,Acemiler de maaşlıydı.Ulûfe denilen maaşlarını üç ayda bir alırlardı.Giyim kuşamları da devlete aitti.Acemi oğlanları yedi sekiz yıl kadar bu ocakta eğitildikten sonra yeniçeri veya Kapıkulu Ocakları'na geçelerdi ki buna bedergâh veya kapıya çıkma denilirdi.

    22. Sayfa
    Bu sırada maaşlarına zam yapılırdı.Yine Kavanin-i Yeniçeriyan'da gördüğümüz acemi ocağı ile ilgili bilgilerde bu ocağın ,odaların,çorbacıların(yeniçeri ocağının cemaat ortaları ile ağa bölükleri subaylarına verilen genel isim)görevlerini,sırasıyla görmekteyiz.

    23. Sayfa


    24. Sayfa
    YENİÇERİ OCAĞIKapıkulu Ocaklarının en büyüğü ve en nüfuzlusu Yeniçeri Ocağı'dır.Bektaşîlerle ilgisisi olmamakla birlikte(sonraki konuda açıklanacaktır)Zamanla bu tarikata izafe edilerek yeniçerilere Tâife-i Bektâşiyye ocağa da Bektâşi Ocağı denilmiştir.Yeniçeri Ocağı'na alınan efradın isim ve eşkâli “Kütük” denilen ana deftere kaydedilirdi.İlk yeniçeri kışlası Edirne'de yapılmıştır.Fetihten sonra İstanbul'da kışlalar yapılmıştır.

    25. Sayfa
    Yeniçeri Ocağı yaya,sekban veya ağa bölüklerine ayrılırdı.Cemaat denilen yayalar 101 bölüktü.Başlangıçta müstakil olan sekban bölükleri XV.yüzyıl ortalarında II. Mehmed'in emriyle Yeniçeri Ocağı'na ilhak edilmişlerdir.Bu durumda Yeniçeri Ocağı'nın orta ve bölük sayısı 196'ya çıkmıştır.

    26. Sayfa
    .Yeniçeri ortalarının amblemleri.1-101 arası amblemler Cemaat Ortalarını, 2B-58B arasındakiler de Ağa bölüklerini ifade etmektedir.

    27. Sayfa


    28. Sayfa
    A,B ve C)At kuyruğundan yapılmış tuğ figürleriD ve E) Alem figürleri, F ve G)Birlik sancağı, H)Birlik forsu I)Savaş Sancağı, J)Eyalet SancağıK)Savaş Sancağı, L)Kumandan SancağıYeniçeri Ocağı'nın kendine ait bir sancak ve sembol sistemi vardı. Avrupa ordularından tamamen farklıydı.

    29. Sayfa
    Orhan Bey, Yeniçeri Ocağı kurulduğunda ocağa üzerinde hilal olan kırmızı bir sancak vermişti. İstanbul'un fethinden sonra ise bu sancağa bir yıldız eklenmiş ve modern Türk bayrağı ortaya çıkmıştır. Yeniçeri sancakları üzerinde güneş, yıldızlar, hançer gibi semboller veya Zülfikar gibi dini semboller bulunurdu. Tuğ ise en ayırt edici ve kutsal objeydi ve bunu taşıyan birlik normal ordudan 1 günlük mesafe önde ilerlerdi.

    30. Sayfa
    Cemaat ve yayalar'da orta denilen her bölükte çorbacı adında bir bölük kumandanı bulunuyordu;sekban ve ağa bölükleri'nde bu kumandana bölükbaşı denilirdi,bundan başka orta veya bölüklerin kethüdda ,odabaşı ,vekilharç bayrakdar,başeski denilen diğer subayları vardı.

    31. Sayfa
    Yeniçeri Ağası: Yeniçeri Ocağı'nın en büyük kumandanıdır.Bunun altında sırasıyla sekbanbaşı kul kethüdası ,zağarcıbaşı,saksoncubaşı ,turnacıbaşıHaseki ağalar ve başcavuş vardı.Bir de yeniçeri ağası ve sekban başından sonra ocakta en itibarlı olarak yeniçeri efendisi denilen yeniçeri ocağı katibi vardı.Yeniçeri ağasının seferi işleri dışında en önemli görevi İstanbul'un önemli bir kısmının asayişinden sorumlu olmasıdır.İstanbul'un yangınlarının söndürülmesi de yeniçeri ağasının mesuliyeti altında idi.

    32. Sayfa


    33. Sayfa
    Yeniçeri ağası İstanbul'da ağa kapısı denen yerde otururdu.Yeniçeri ağası gözden düşmüş olarak ocaktan çıkarılır ise genellikle Kastamonu sancakbeyliğine verilir,terfi ederse beylerbeyi veya Kaptan-ı Derya olurdu.Ancak teammüle aykırı olarak vezir,hatta vezirazam tayin edildiği de olurdu.(Türkler cilt 10 syf 109)

    34. Sayfa
    Sekbanbaşı:Başlangıçta av maksadıyla teşkil edilen sekban bölüklerinin kumandanıydı.Bu bölüklerin II.Mehmed zamanında Yeniçeri Ocağı'na katılmasından sonra ocağın ikinci dereceli zabiti olmuştur.Terfi ederse ,genellikle Yeniçeri Ağası olur;dış hizmete sancak beyi veya müteferrika olarak çıkardı.Yeniçeri ağasına sekbanbaşı vekâlet ederdi.XVII.yüzyıldan itibaren önemini kaybeden sekbanbaşıın yerini kulkethüdâsı almıştır.

    35. Sayfa
    Kul kethüdası:Ocağın üçüncü büyük kumandanı ve yeniçeri ağasının yardımcısıdır.Ocağın içinden yetiştiğinden ve yeniçerilerle daimî temasından dolayı nüfuzu büyüktü.Padişaha karşı ocağın vekili olduğundan ve istediği zaman yeniçerileri isyana tahrik edebileceğinden dolayı öteki zabitler kendinden çekinirdi.Başlıca görevi; Ağa Divanı'nın toplandığı günlerde yeniçeri ağasıyla görüşmek isteyenleri görüştürmek ve dava dinlemekti.Savaş zamanında ise yeniçerileri harp nizamına sokmak başlıca görevleri idi.

    36. Sayfa
    Dış hizmete sancak beyi olarak çıkan kul kethüdası ocak içinde terfi ederse sekbanbaşı olur.Cemaat ortalarından 64.ortanın kumandanı olan zağarcıbaşı kethüdadan sonra gelirdi.Av köpeklerini beslemek için kurulan bu orta ,padişahların evlenmeyi evlenmeyi terklerinden sonra da varlığını devam ettirmiştir.Zağarcıbaşı terfi ederse oda içiresinde kul kethüdası olur,dışarıda ise sancak beyi hatta beyler beyi olur.Yüksek rütbeli ocak zabitlerinden biri de saksoncubaşı idi.(Ayı avında ve savaşta kullanılacak köpekleri yetiştiritdi.)

    37. Sayfa
    Yeniçeri Kışlaları:İlk yeniçeri kışlası Edirne'deydi.Fetihten sonra İstanbul'da iki yeniçeri kışlası yapıldı,fakat Edirne'deki ihmal edilmedi.İstanbul'daki kışlalardan biri Şehzade Camii civarında,diğeri Aksaray tarafındaydı.Bunlardan önce yapılana Eski Odalar,sonra yapılan ikincisine Yeni Odalar denirdi.Yeniçeri kışlaları kendi içlerinde her orta ve bölüğe mahsus oda denilen birimlere ayrılmıştı.Yeni Odalarda ayrıca Talimhane,Etmeydanı,Orta Camii,mutfak,tekke ,çardak,kerevet ve imalâthâne gibi yerler vardı.

    38. Sayfa
    Birçok kapısı olan yeniçeri kışlalarına gelişigüzel giriş çıkış yapılamazdı.Yeni Odalar pek çok isyana sahne olmuştur.Yeniçerilerin yemekleri;her orta ve bölüğün yemek kazanı ayrı idi.Et ihtiyaçlarını belli yerden alan yeniçerilere et zammı yansıtılmazdı.Fazlalığı devlet ödeyerek karşılardı.Buna zarar-ı lahm denirdi.Yeniçeri kazanları kendilerince kutsal sayılır ve isyan öncesinde Etmeydanı'na çıkarılırdı.

    39. Sayfa
    Buna kazan kaldırma denirdi.Yeniçerilerden bazısına ayrıca her gün fodula denen ekmek verilirdi.Yeniçeriler maaşlarını üç ayda bir alırlardı.Her orta veya bölüğe ait olarak meşin keseler içinde hazırlanan maaşın salı günü verilmesi kanundu.

    40. Sayfa
    Kıyafetleri:Yeniçeriler başlarına “börk”denilen özel bir serpuş giyerlerdi.Zabitler börklerine rütbelerine göre sorguç olarak kuş tüyleri takarlardı.Sırtlarına “dolama” denilen bir tür üst elbisesi giyen yeniçeilere mevsimine göre yazlık ve kışlık kumaşlar ve yağmurluk verilirdi.Ayaklarına giydikleri çizmenin rengi siyah,kırmızı ve sarı olabilirdi.Sarı çizmeliler daha itibarlıydı.Yeniçerilerin çuhaları Selanik'te genellikle Yahudi asıllı zimmîler tarafından dokunurdu.

    41. Sayfa
    Yeniçeriler arasında kıdem farkı vardı.Ocağa yeni giren ve karakullukçu denilen neferler oda hizmetlerini görürlerdi.Bir yeniçeri zamanla yeniçeri ağalığına kadar yükselebilirdi.Yeniçerilerin bir çok bayrak ve ve nişanı vardı.Bunların en büyüğü beyaz renkteki İmam-ı Azam bayrağı idi.Ayrıca her orta ve bölüğün çatal bayrak denilen özel bayrakları vardı.

    42. Sayfa
    Her orta ve bölüğün ayrıca farklı nişanları vardı.Sefer merasimlerinde bu bayrakları bayraktarlar taşırdı.Nişanlar çadır ve bayraklara işlendiği gibi,döğme şeklinde vücut ve kollara da işlenirdi.(SEVİĞ V.Raşit:Askeri Adalet,Ank,1955Yeniçeriler silah olarak ok,yay,kılıç,hançer,balta ateşli silahların yayılmasından sonra ise tüfek(fitilli,çakmaklı)kullanılırdı.Kıdemli yeniçerilere korucu denilirdi.Bunlar sefere pek çıkmazlar, İstanbul'un ve ocağın muhafaza hizmetinde kalırlardı.

    43. Sayfa
    Emekli yeniçeriler ise “oturak”denirdi.Bunların muayyen miktarda tekaüt(emekli)maaşları vardı.Yeniçeriler ,mevacib veya ulûfe adıyla üç ayda bir maaş verilirdiçNeferlerin maaşları kıdemlerine göre artardı.Maaş defterleri yeniçeri efendisi denilen kâtip tarafından tutulurdu.Ulûfeler Topkapı Saray'nda Galebe(üstünlük,çokluk) Divanı adıyla özel bir divan tertibiyle dağıtılırdı.Neferlere ayrıca her padişah değişikliğinde culûs bahşişi verilirdi.

    44. Sayfa
    BOZULMA SEBEPLERİYeniçeri Ocağı'nın nizamı XVI. Yüzyıl sonlarından itibaren bozulmaya başlamıştır.Bunun başlıca iki sebebi vardı:Tüzüğüne aykırı olarak ocağa nefer alınmasıKanuni'den itibaren padişahların ordusunun başında sefere gitmemesi ve buna bağlı olarak ocak üzerindeki otoritelerini kaybetmeleri idi.III.Murad zamanından itibaren kışlalarında değil,evli olduklarından evlerinde yatıp kalkan yeniçeriler,askerlik yerine esnaflıkla meşgul olmaya başlamışlardır.

Yeniçeri Ocağı Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Yeniçeri Ocağı Ek Bilgileri

  • 2
    2 yıl önce

    Yeniçeri Ocağı Nedir?
    Yeniçeri askerinin küçükten yetiştirildiği askerî kuruluş


Sende Bilgi Ekle

Bu yazının geliştirilmesine yardımcı ol.

Kapak Resmi
Yeniçeri Ocağı Nedir
Sponsorlu Bağlantılar
Yazı İşlemleri
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)

Bir şey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin